Uçurum Dergi Haziran 2026 by
Uçurum Dergi
My rating:
5 of 5 stars
Herkese
güzel ama aynı zamanda sıcak bir yaz gününden selamlar :) Şairin de
dediği gibi beni bu güzel havalar mahvetti demek isterdim ama bize
sadece mahvettisi kalmış :) Ama olsun, limonatamdaki buzların
şıkırtısıyla da bu yazıyı yazmak ayrı bir güzel hissettiriyor :) Peki
bugün ne yapacağız? Hemen anlatalım. Bir kitap, hatta daha doğrusu bir
dergi incelemesi yapmak niyetindeyim. İşte düşüncelerimi, ben de ne
hissettirdiğini ve nelere götürdüğü gibisinden :) O zaman başlayalım
hemen :)
Öncelikle
dergiyi nerede gördüm, nasıl haberdar oldum ve ilk izlenimlerim nasıl
şekillendi diye başlamak istiyorum. Aslında dergiyi ilk kez Mayıs sayısı
ile tanımıştım. En azından isim ve konsept olarak. Tabii o zaman
stoklar tükendiğinden alıp inceleyebilme şansını bulamamıştım :) Ama
neyse ki Haziran sayısı ile bu sefer okuyabilme şansı da elde edebildim
:) Ama bugün sadece dergiyi ele almayacağız. Tabii yine alacağız da tam
olarak değil. Yazımı iki çerçevede ele alma niyetindeyim. Bunlardan
birisi dergiye genel bir bakış iken bir diğeri ise yine derginin
içindeki bir öykü şeklinde olacak :) Düşüncelerim ve beni alıp götürdüğü
kısımlar da genelde bu ikincisi özelinde olacak sanırım :)
Dergiyi nerede gördüm ve nasıl haberdar oldum kısmına geleyim şimdi. Cherry'i
belki daha önce görmüşsünüzdür. Eğer şu ana dek tanıma şansına sahip
olmadıysanız kendisine ve yazılarına bir bakmanızı mutlaka tavsiye
ederim. Eğlenceli, renkli ve bir o kadar da dolu dolu bir kişilik olur kendisi :) Ayrıca kedileri de çok seviyor :) İşte ben dergiyi ilk kez
onun blogunda "Yine Yeniden Uçurum Dergisi" yazıyla
tam olarak tanıma şansına sahip oldum. Tam olarak diyorum. Çünkü yine
bir önceki, yani ilk kez haberdar olduğum Mayıs ayı sayısını da yine onun blogundaki bir başka yazı ile görmüştüm.
İkinci kısım diye bahsettiğim de işte Cherry'nin
"Bavuldaki Bahar Sevinci" isimli öyküsü oluyor :) Tabii önce dergiye
genel olarak bir bakalım. Sonrasında yine oradan devam edeceğiz :)
Dergi
ilk kez yayın hayatına Haziran 2025 sayısı ile başlıyor. Yani Haziran
2026 sayısı ile birlikte tam koca bir sene olmuş. Uçurum Yayınlarından
yine Uçurum Aylık Edebiyat Dergisi adıyla sayılarını her ay düzenli bir
şekilde çıkarıyorlar. İçeriğini şiirler ve öyküler oluşturmakta. Benim
gözlemlediğim kadarıyla Haziran 2026 sayısında 120 şair ve yazarın
eserine yer verilmiş. Her sayısında bu sayı korunuyor mu onu henüz ben
de tam bilmiyorum. Ama şu an itibariyle böyle olduğunu ifade edebilirim.
Ben dergiyi kendi resmi siteleri de olan bu adres üzerinden satın aldım. Ama eğer satın alma düşünceniz oluşursa önce mutlaka Cherry'nin "Yine Yeniden Uçurum Dergisi" isimli
yazısına bir bakmanızı tavsiye ederim. Orada birkaç husus üzerinde de
yine gerekli açıklamalara yer verilmiş. Satın alma bağlantısı da yine
aynı şekilde mevcut.
Derginin tasarımı bu şekilde görünmekte. Ben aslında ilk başta daha bir
dergi formunda bir şey olur diye düşünüyordum ama kitap formatı gibi bir
yapısı var. Aslında öyle düşünmem de TÜBİTAK'ın çıkardığı dergilerden
kaynaklı sanırım. Onlara yıllık aboneliklerim var ve tam dergi gibiler.
Tabii dergi derlemekten geliyor. O nedenle formundan çok bu yönü öne
çıkmalı ama yine bunu da belirtmek istedim sadece :)
Tasarımı
açısından da yine beğendiğimi ifade edebilirim. Tam sebebini
anlayamasam da sanki özgür gibi hissettiriyor :) Ama bir tek rengini
sevemedim. Bu da dergiye özel bir şey kesinlikle değil. Turuncu en ama
en nefret ettiğim renk olur :) Onu saymaz isek genel olarak hoş bir
tasarım.
Bu
arada ben satın aldığımda beşinci gün kargoya verildi. Biraz fazla
olabilir ama bunun altında yatabilecek sebepleri az buçuk tahmin
edebildiğimden hak veriyor ve anlayışla karşılıyorum. Kargoya
verildikten sonra elime bir gün içinde ulaştı. PTT getirmişti. Bir an
şaşırdım tabii :) Bir günde ve PTT getiriyor :) Madem böyle şeylerin vardı
niye... diye şeklinde ilerleyen bir durum oldu kısaca :) Sonra öğrendim
ki çıkış şubesi benim ile komşu imiş. Ondan bu kadar hızlı gelmiş :)
Her neyse. Biliyorum lafı biraz fazla uzatıyorum ama yazmaya başlayınca
da insan durmak istemiyor. Limonatam biteli de birkaç paragraf oluyor
ama yazmaya devam yine de :)
Dergideki
eserlerin en az 60-70 kadarını okudum bu arada. Tabii denilebilir ki
neden hepsini okumadan düşüncelerini ifade etmek istedin? Bu bir kitap
olsaydı muhtemelen öyle gerçekleşirdi. Ama değil. Hepsini bitirmek
istemedim. Çünkü böyle zaman zaman elime alıp sayfaları karıştırmayı
seviyorum. Tamam bu işin bir edebi yönü de var ama ben açıkçası ondan
daha çok o 120 kişinin emeğini önemsiyorum. O kişilerin ben de böyle
düşünüyorum, bak bu da benim bu uçsuz bucaksız edebiyata bıraktığım bir
şeyler demesinin altında yatan o şeyi seviyorum. O şiirlerin o öykülerin
temelinde kim bilir ne yaşanmışlıklar ne hikâyeler var. Beni o
ihtimalin varlığı mutlu ediyor. O nedenle hepsini bir anda bitiremem :)
Dergide
sanırım ağırlık daha çok şiirlerden oluşmakta. Ben de en çok şiirleri
okudum zaten. Şimdi burada şu şiir böyledir, tekniği öyledir gibi
şeylere girmeyeceğim. İlki, tüm bunları okurken öyle bir amacım yoktu.
İkincisi şairinin de öyle bir düşüncesi olduğunu düşünmüyorum. Kısaca bu
şiir iyidir bu şiir kötüdür diye bir yargıya varmam mümkün değil. Onun
yerine bu şiir benlik veya bu şiir benlik değil yaklaşımını daha doğru
buluyorum. Ve evet, benlik şiirler de çokça vardı. Bazısını ben de
hissettirdiği duygular nedeni ile bazısını da ilgi duyduğum konulara
yönelik olmasından dolayı severek okudum. Aslında onlara burada da yer
vermek isterdim ama sonuçta telife konu bir husus olduğundan bunu
yapamıyorum maalesef. Ama eminim ki sizleri de kendisine çeken mısralar
mutlaka olacaktır.
Öykü
konusunda ise tam olarak aynı şeyleri söylemeyeceğim. Şiir de her şey
güzel ya da kurallı olmak zorunda değil. Orası biraz daha özgür. Ama
öykü yazmak çok başka bir şey. Tabii sevdiğim öyküler oldu. Ama teknik
açıdan zayıf olanlar da vardı. Bunu kötülemek anlamında söylemiyorum.
Konuları olsun vermek istedikleri mesaj olsun yine çok özel ve
değerlilerdi. Sadece teknik açıdan biraz daha iyi olabilirlerdi. Bu
konuda şiirin aksine daha net bir yargıya varabiliyorum çünkü benim
alanımda doğrudan bu işle ilgili. Henüz tam zamanlı ve yıllarımı vermiş
olmasam da :) Ama yine de dediğim gibi. Bunların hiçbir önemi yok.
Önemli olan söyleyecek bir şeyleri olan insanların bu yolda bir şeyler
yapabilmiş olması. Bu basit gibi görünen ama inanın ki çok zor olan bir
şey. Çünkü bir şeyler söyleyebilmek cesaret ister. Hangi koşulda olursa
olsun ve ne şekilde yapılırsa yapılsın. Kaldı ki buradaki tüm eserlerde
bir dizi elemeden sonra ancak kendine bu sayfalarda yer bulabiliyor. Bu
bile başlı başına oldukça kıymetli ve bir takdiri hak eden bir şey.
Dergideki tüm yazarlara da ilerideki yazarlık serüvenlerinde başarılar
diliyorum😇
Dergiye genel hatları ile yer verdiğimi düşünüyorum. O zaman şimdi yazımın diğer kısmını oluşturacak o öyküye gelelim :)
Öykümüzün
ismi "Bavuldaki Bahar Sevinci" olup sayfa 176'da bulunmakta. Çok uzun
bir öykü olmamakla birlikte sizi alıp götürdüğü yerler açısından bir o
kadar büyük bir öykü olduğunu kesinlikle söyleyebilirim :) Yine öyküye
burada doğrudan yer vermeyeceğim. Sonuçta okumak istediğinizde o ilk
etkinin kaybolmasını istemem. Ama yine de birkaç bilgiye yer vermek de
bir sakınca görmüyorum :)
Öykümüzde
ön plana çıkan üç karakter var. Bunlar sırası ile Zehra, Mustafa ve
Meryem. Açıkçası karakterlerden bir tanesinin adaşım olması da o beni
alıp götürmesinde ayrı bir etkili oldu diyebilirim :) Tabii karakterler
arasında ilişki durumlarını da kısaca yine anlatmış olalım. Zehra ve
Mustafa iki kardeşler. Meryem'de onların halası oluyor. Tabii hala yurt
dışında yaşamakta. Öyküdeki olaylar zinciri de halanın iki kardeşe
yapmış olduğu ziyareti ile şekilleniyor. Ama aslında bunlar da bir
dereceye kadar olan şeyler. Bence bunlardan ziyade yazar, okura farklı
bir şeyi vermeyi amaçlamış.
Peki
bu ne olabilir? Bence iki ihtimal var. Birincisi, bir eksikliği olduğu
kadarıyla gidermek. İkincisi ise hepimizin ya da büyük bir çoğumuzun
içimizde bir yerlerde olan ve çok ama çok özlediğimiz güzel zamanlara
bizi götürebilmek. Bence kesinlikle ikincisi ama yazarımız bu konuda
yetkili merci :) Tabii bunların hiçbirisi de olmayabilir. Ama öyle bir
durumda da zaten bu yazarın çok yönlü bir şey ortaya koyduğunu gösterir
ki bu da çok değerli.
Şimdi
doğrudan şöyle olmuştur böyle olmuştur diye anlatmak istemiyorum. Ben
ne hissettim ve beni nelere götürdü kısmını önemsiyorum. Öyküyü okudum
ve aşağı yukarı altı yedi yaşlarımı anımsadım. Hatta birkaç açıdan
neredeyse artık unutmak üzere olduğum bazı şeyleri tekrar hatırladım.
Küçük bir çocuk iken hayat çok basitti. Sabah en geç yedi gibi kalkmış
olurdum. Tabii o zamanlar internet bu kadar yaygın değil ve bir çocuksan
yapabileceğin şeyler de çok sınırlı olurdu. İşte o zamanlarda ben de
her zaman yaptığım gibi televizyonu açar, çizgi film kanalına gelir ve
yatağımda uzanarak güzel bir zaman geçirirdim :) Mevsimlerden kış ise
üzerime yorganımı çeker, sobanın da o çıtırdayan ve sabahın
sessizliğinde bir başka duyulan gürül gürül sesiyle sakin sakin çizgi
filmimi izlerdim. Tabii o zamanlar oda kavramı pek olan bir şey değildi.
Şu anki gibi değil pek çok şey. İşte babam da işe gidecek olurdu.
kahvaltısını falan yapardı. Haber izlemek isterdi ama izletmezdim :)
Caillou olsun şirinler olsun. Ya da başka herhangi bir şey. Her ne var
ise o mutlaka izlenecekti :) Sonra işe gideceği zaman gitmeden tam
yatağıma gelir. Önce sol yanağımı, sonra sağ yanağımı ve en sonda alnıma
bir öpücük kondur öyle giderdi. Bir şey de söylerdi ama onu bir türlü
anımsayamıyorum. Aslında bu kadarını bile hatırlamıyordum.
Peki
bunu niye anlattım? İşte öyküyü okuyunca içimde bir yerlerde bu
hatıraları anımsattı. Oysaki ben bunların büyük çoğunluğunu unutmuştum.
Ya da öyle sanıyordum. Yeteri kadar güçlü değillerdi. Ama yok da
değillerdi. Sadece ufak bir şeyi bekliyorlarmış. O da bu öykü ile oldu. Yine
demek istediğim noktaya geliyoruz. Öykü şunu anlatıyor öykü bunu
anlatıyor, bunların hiçbir önemi yok. Hem zaten yazarlıkta konu amaç
değil araçtır. Esas olan ana fikirdir, yazarın vermek istediği o
mesajdır. İşte ben bu öyküde anlatılmak istenin biraz da bunlar olduğunu
düşünüyorum. Geçmişe, o güzel günlere gidebilmek... Tabii bu herkeste
farklı olacaktır. Kimisinde daha özlem kimisinde ise belki bir hüzün.
Ama her ne olursa olsun o günlere sizi götürecektir. Gittiğinizde neler
bulacağınızı biz bilemeyiz. Yine de güzel hatıraların olmasını
içtenlikle temenni ederim.
İşte
böyleydi. Doğrudan öykünün kendisi üzerinden bir şeyler anlatmak
istemedim. Ben de uyandırdığı hisler ve düşünceler üzerinden elimden
geldiğince bir şeyler yazmaya çalıştım. Bunu verebilmişimdir umarım.
Tabii yine son olarak teknik açıdan da kısa bir değerlendirme yapmak
isterim. Okuduğum diğer az sayıda öyküye kıyasla ayakları yere daha
sağlam basan bir öykü idi. Hikâye unsurları falan olsun çok daha
belirgindi. Yani olması gerektiği gibi. Ama yine dediğim gibi. Teknik
falan bunlar bir yere kadar. Asıl önemli olanın okurda bir şeyleri
hareketlendirebiliyor oluşu. Kendi adıma da bunun olduğunu
söyleyebilirim. Hoş, söylemesi de kalmadı elimden geldiği kadar anlattım
:)
Cherry'e bu güzel öykü için buradan tekrar teşekkürlerimi ifade ediyorum. Kendisinden daha fazla öykü beklediğimizi de ayrıca söylemek istiyorum😊 Nice böyle eserlerinine...😇
Bu arada dergiyi okumadan önce her zaman kitap veri tabanlarında olup olmadığını kontrol ederim. Eksik ise eklenmesi için kütüphanecilerden rica da bulunurum. Veri meselesi önemli bir konu :) Aşağıda yine ayrıca inceleyebilmeniz ve kullandığınız bir platform ise de listelerinize ekleyebilmeniz adına bağlantılarına yer veriyorum. Sevgiyle, hoşça kalın...😇
İlgili Dergi Sayısının Goodreads Sayfası
İlgili Dergi Sayısının 1000Kitap Sayfası